5/12/2009 · Kategori: Din_Islam
Bir gün Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Ashabı ile yolda yürürken bir bal arısı peşinde gezmeye başladı. Durumu fark eden Resûlullah hiç tepki vermedi. Soununda bal arısı Efendimizin Mubarek sağ omuzuna konuverdi.
Ve belki bize ibret olsun diye Mevla Teâla bal arısının dilindeki bağı çözdü ve konuşturdu.
Es Selamu Aleyküm ve rahmettullahi ve Berakatühü Ey Allah'ın Resulu dedi. Efendimiz arının selamını alarak bir parça balından eline akıtmasını ve tadına bakmak istediğini söyledi.
Efendimizin ricasını hemen yerine getiren bal arısı Efendimizin eline kondu ve yaptığı baldan Efendimizin eline döktü.
Efendimiz balı ağzına götürdü ve çok acı olduğundan yiyemedi.
Neden balının bu kadar acı olduğunu arıya sorunca!
Arı Efendimize hitaben "Ey Allah'ın Resulu (s.a.v.) biz çiçeklerden bal yapar kovanımıza gideriz orda peteğe yaptığımız balı bırakırken sana salat ve selam getiririz. işte o anda bizim yaptığımız bal Senin ismin hürmetine tadlanır. Yoksa bala tadını veren biz değiliz Allah'ın izni ile Senin Mübarek ismi şerifindir der ve tekrar selam vererek Efendimizin yanından uzaklaşır...
Bala tat veren Fahri Kainat Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin ismi Şerif-i her derde devadır.
Bol bol Salat ve Selam getirelim.
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed.
Bir Alman Üniversitesinin yaptığı araştırmaya göre, dünden bugüne, yeryüzünde 5.651 dil konuşulmuş.
Türkçe, bu 5.651 dil zincirinin 11. halkasında bulunuyor. Türkçe’den daha çok konuşulan diller sırasıyla şöyle: Çince-İngilizce-Hindce-İspanyolca-Arapça-Rusça-Almanca-Japonca-Portekizce-Bengalce. (Yılmaz Öztuna-Büyük Türkiye Tarihi. Cilt: 11 Sayfa: 65) Dillerin yayıldıkları coğrafya dikkate alındığında, Türkçe 11. sıradan, 1. sıraya yükselmektedir. Adriyatik sahillerinden Çin sınırına kadar uzayan geniş bir coğrafyada, 200 milyon civarındaki insan, Türkçe konuşmaktadır...
İmparatorluk dilimiz bal gibi Türkçe’dir ve 120.000 (yüz yirmi bin) kelimeden ibarettir. Öztürkçe’de ise sade 3.175 (üç bin yüz yetmiş beş) kelime vardır. (Öztürkçe Sözlük-Ali Püsküllüoğlu/Bilgi Basımevi 1971) 120.000 kelimelik zengin bir Türkçe’yi bir tarafa bırakarak 3.175 sözcüklü bir dille düşünmeye konuşmaya yazmaya çalışmak gerçek anlamda gericiliktir, akılsızlıktır, milletimize devletimize en büyük ihanettir.
Türkiye’mizde son zamanlarda, bir de Kürtçe konuşmak, Kürtçe okuyup-yazmak isteği başladı. Sanıyorum ki, Türk nüfusunun % 100’ü, Kürt topluluğunun da çok, ama çok büyük bir bölümü Kürtçe’nin kelime miktarından haberdar değil. O kadar değil ki, geçenlerde YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan: “Kürtçe, Farsça, Arapça, Türkçe kelimelerden oluşan bir dildir!” dediği için, Kürt asıllı milletvekillerimizden Mir Mehmet Dengir Fırat, ağzını “Ohaaa!” diye açmış...
Önce bir yanlışı düzeltmek istiyorum: Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın belirttiği gibi Kürtçe; Farsça-Arapça-Türkçe kelimelerden ibaret değildir. Kürtçe’de: Ermenice-Çerkezce-Gürcüce-Keldanice-Süryanice-Rusça-Rumca kelimeler de var. Peki Kürtçe kaç kelimeden ibarettir diye merak ediyorsanız Prof. Dr. Abdülhaluk Çay’ın 1996 yılında yayınladığı KÜRT DOSYASI isimli eserinin 119-120. sayfalarına bakmalısınız. Orada göreceksiniz ki Kürtçe üzerinde çok büyük bir hassasiyetle çalışan devletlerin başında Rusya bulunuyor. Neden diye sorarsanız, “Moskova, Kürt’ün kara kaşına-kara gözüne âşıktır da ondan” diye cevap veremem. Doğru cevabı: Moskova’nın Türk’e düşmanlığındandır... İşte o Moskova’nın Sen Petesburg Üniversitesi, Kürtçe üzerinde çok titiz bir çalışma yaptı. Görüldü ki: Kürtçe’de 8.378 kelime vardı. Bu kelimelerin % 22’si Farsça, % 21’i Arapça, % 12’si Türkçe, % 33’ü ise Süryanice, Ermenice, Rusça, Rumca, Çerkezce, Keldanice, Gürcüce’dir. 300 kelimenin ise nesebi belli değildir veya Kürtçe’dir.
Yazdıklarımı lütfen unutmayın: Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi 8-10 bin kelimenin kısırlığına çekip götürmek isteyenlerin, nasıl çok büyük bir yanlış içinde olduklarını görmekte gecikmeyeceğiz. Çünkü aşiret dilleri hep çıkmaz sokaklardır. Oralardan “ohaaa!” diyerek çıkılamaz.
5/12/2009 · Kategori: Din_Islam
Okunuşu: "Hasbiyallahü la ilahe illahû, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül'arşil'azıym."
Manası: "Allah bana kafidir. Ondan başka ibadet edilecek hiç bir ilah yoktur. Ona dayandım O'na güvendim. O arş-i azîmin (büyük arşın) sahibidir."
Ey Dost! Unutma,sabah evinden işine giderken, 7 kez bu kısa duayı oku işinde gücünde huzur içinde olursun. Stresten,sıkıntı ve üzüntülerden uzak bulunursun. Cenab-ı Hak,seni korktuklarından emin eyler. Elemini,kederini giderir. Üzüntü ve sıkıntılardan uzak eyler. Bütün bu musibetleri senden uzaklaştıracak Allah'ın kuvvetinden başka kuvvet olmadığını aklından çıkarma.
Akşamleyin evine gelirken ve geldiğinde yine aynı şekilde 7 kere bu duayı oku. Yine bu saydıklarımızdan aynı şekilde selamette bulunursun.
Ey Kardes! Allah'ın yardımı seninle olduktan sonra başaramayacağın,üstesinden gelemeyeceğin zor ve müşkül iş yok demektir. Allah senin için zor işleri kolaylaştırmıştır. Okuduğun bu dua bereketiyle hem dünya hem de ahiret sıkıntılarını Allah gideriyor,giderecektir. Yeterki sen Hz. peygamber Efendimizin emrettiği şekilde bu duaya sarılmış olasın.
Bütün hacetlerin için dilek ve arzuların için bu duayı okuyabilirsin. Sabah akşam devam edersen en zor işlerinin bile kolaylaştığını göreceksin. Ayrıca ahirette de aynı şekilde mükafatlandırılacaksın. Ahiret menfaatlarını unutma. Okuyanın dünya ve ahiret işlerinde Cenab-ı Hak yardımcı olacaktır. En küçük dilek ve arzumuzdan en büyük en güç istek ve arzumuza kadar bu duanın yararını göreceğiz demektir.
Hz. Ibrahim (A.S.)ı,ateşe attıklarında "Hasbiyallahü"
Allah bana kafidir,benim halimi gören (Allah bana yetişir)." diye dua ettti. cenab-ı Allah da kulu ve Peygamberinin üzüntüsünü giderdi. Ateşi güllük gülistanlık yapıverdi. Çünkü güç kuvvet O'nun elindedir. "Hasbiyallah Allah bana yeter" diyen kulunun yardımına hemen yetişir.
ALLAH RAZI OLSUN
5/12/2009 · Kategori: Din_Islam
Bir zamanlar,valilerden birinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengarenk çiçeklerle donaltılmış,tam bir zevk ve sefa yeriydi. Vali birgün,bu bahçeye geldi ve bahçede bahçıvanın hanımını gördü. Kadın çok güzeldi. Vali bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı dışarıya gönderdi. Kadına da şöyle dedi:
Bahçenin kapılarını kapat. Hiçbir kapı açık kalmasın!
Kadın hem akıllı ve namuslu,hem de uyanık biri idi. Valinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı,ve bir müddet sonra gelip valiye:
Kapıları kapattım. Yalnız bir tanesi kaldı.
Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum dedi. Vali merakla sordu:
Kapanmayan o kapı hangisidir? Kadın ibret verici şu cevabı verdi:
Bu kapı Allah'ü Teâlanın bizi gözetlediği kapıdır.
Vali kadının bu sözünü duyunca hemen pişman olup tövbe etti. Kendisini ilme ve ibadete adadı ve Allah'ü Teâlanın sevgili kullarından biri oldu.
5/12/2009 · Kategori: Din_Islam
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Mü'min mütemadiyen rüzgarın eğici tesirine mâruz bir bitkiye benzer. Mü'min devamlı belalarla başbaşadır. Münâfığın misali de çam ağacıdır. Kesilip kaldırılıncaya kadar hiç ırgalanmaz."
Buhârî Mardâ 1; Tirmizî Emsâl 4 (2870); Müslim Sıfatu'l-Münâfıkûn 58 (2809).
İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştu: "Mü'min yaprağını hiç dökmeyen yeşil bir ağaca benzer." Halk falanca ağaç fişmekânca ağaç diye tahminde bulundular (fakat isabet ettiremediler). Ben "Bu hurma ağacıdır" demek istedim ancak (yaşım küçük olduğu için) utandım. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): Bu hurma ağacıdır" diyerek açıkladı."
Buhârî İlm 4 Edeb 79; Müslim Sıfatu'l-Münâfıkûn 64 (2811).
Nevvâs İbnu Sem'ân (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah bize iki tarafında iki ev bulunan bir doğru yolu misal veriyor. -Bir rivayette iki ev değil "İki sur" denmiştir- Bu evlerin açık olan kapıları vardır. Kapıların üzerine de perdeler çekilmiştir. Biri yolun başında biri de onun yukarısında durmuş iki dâvetçi (gelip geçenlere) şu dâveti okuyorlar: "Allah cennete çağırır dilediğini doğru yola eriştirir" (Yunus 25).
Yolun iki yakasındaki kapılar ise Allah'ın hududu (yani yasakları)dur. Hiç kimse perdeyi açmadan bu yasaklara düşmez. Kişinin yukarısındaki davetçi Rabbisinin vâiz'idir"
Emsâl 1 (2863).
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: "İslâm garib olarak başladı tekrar başladığı gibi garîb hâle dönecektir. Gariblere ne mutlu!"
Tirmizî